Bürokrasinin kaygan zemininde çocukluk: Okul Tıraşı

Çocuk mekanın kalbidir. Bir mekanda çocuk yoksa bitkisel hayat söz konusu olabilir. Mekan vardır, beyin hayattadır fekat mekan esasında yaşamamaktadır. Bazı mekanlarsa kalbi olan çocuklara kalp olmakla azap olmak arasındadır. Yani çocuğun varlığı mekanı kalbe ulaştırsa da sağlıklı duygularla vardıramayabilir. Nihayetinde çocuğun varlığını belirleyen de yine çocuk olmayanlar. Sadece varlık değil, mekan ile çocuk arasındaki irtibatı oluşturacak ve ebediyyen son bulmayacak hatıraları nakşedecek şartları sunan da insanoğludur…

İnsanın mekanla kurduğu ilişki taşradan kente değişkenlik gösterirken, çocuğun mekanla ve çocuk olmayanların çocukla kurduğu ilişki de farklılık arz eder. Yani aslında çocuklarla muhatap olan ve çocuklarla yaşayan herkes kendi çocukluğundan kaçarken çocukların yetişkinliğine not bırakır.

Yönetmen Ferit Karahan

ÖZ YURDUNDA GARİP, OKUL YURDUNDA PARYA!

Anadolu’da bu manzaranın en bariz yaşandığı yerler yurtlardır sanırım. Modern zamanın taşrada getirdiği unsur olan yurt, örgün zorunlu eğitime ulaşması gereken çocuğun tek seçeneği haline geliyor. Zira taşrada her yerde okul olamıyor ve uzak yerlere gidip gelme sorunu çocukların birlikte kaldığı yurtlarla çözülüyor. Ve elbette yurt olgusu taşrada yaşayan ve öğrenim hayatını evinden uzakta geçirmek durumunda olan hemen her çocuğun zinhinde de kalbinde de yer tutar.

Ferit Karahan’ın ikinci uzun metraj filmi Okul Tıraşı böyle bir bellek ile yurt olgusunu, yurtta çocuk olmayı ve yetişkinlerle çocukların ilişkisini beyaz perdeye getiriyor. Hikayenin görünen kısmı bu olsa da esas anlam katmanında otoritenin çocuk üzerindeki etkisi ve bunun hem duygusal hem de davranış bakımından sonuçlarını sorguluyor. Okulda hastalanan arkadaşını doktora götürmeye çalışan Yusuf’un mücadelesi, bürokrasinin soğuk ve katı duvarında şekillenen çocukluk manzarasını resmediyor. Anadolu’nun ücra köşesinde, ulaşımın zor olduğu, çetin kış şartlarının iletişimi zorlaştırdığı, bırakın uzak yerleri yakınlara gitmenin bile mümkün olmadığı ortamda bir çocuğun saf mücadelesinin izleğini sürüyoruz.

Samet Yıldız.

FİLMDE İYİ KARAKTER YOK

Öğretmenlerin çocuklara kötü davranması ya da otomatiğe bağlanmış tavırları raftan indirip her durumda ezbere hareket etmesi, sistemi oluşturan insanların çözümsüzlüğe bahane olarak sistemi öne sürmeleri, çocukların bütün bu ortam içerisinde çaresizce kalplerinin katılaşması gibi olguları izleyiciye sunan film, sahici dili ve özellikle çocuk oyuncuların başarılı performansı ile kendini gösteriyor. Fekat filmde nâhoş bir nokta var gibi… Hiç iyi karakter yok. Bir öğretmene bir ara ısınacak gibi oluyorsunuz ama ondan da emin olamıyorsunuz. Genel manada izleyiciye alan bırakan hikaye tam bu noktada seyir değiştiriyor. Bürokrasiyi ve onu ayakta tutan insanları eleştirecekken bu bütünleyici yaklaşım merama hizmet etmiyor. Kaba politik bir söylemden kaçınmaya çalıştığını anladığımız yönetmenin bazen çember içinde kalamadığı görülüyor.

OLGUN SİNEMASAL DİL, SÜRPRİZ SON

Filmin sürpriz sonu ortamı yumuşatıyor. Hikaye boyunca Yusuf’un canhıraş çabasının bürokratik katılıkla kontrast oluşturduğunu düşünürken, en sonunda meselenin o kadar da net olmadığını görüyoruz. Okul Tıraşı’nın en olgun tarafı sonu diyebiliriz. Dünya festivallerinden çok sayıda ödül alan ve son 2 yılın en çok konuşulan filmlerinden olan Okul Tıraşı, Karahan’ın sinemasının da kendini belirlediği eser olmuş gibi. ‘Dörde üç’ dediğimiz formatla çekilen filmin dili de bu teknik (ve teoriyi besleyen) tercihi destekliyor. Genellikle omuzda olan kamera, çocuk karakterin çetin şartlardaki zorlu mücadelesini daha iyi hissetmemizi sağlıyor. Uzun planların yanı sıra mekan kullanımı da filmin evrenini ve dilini destekliyor. Sadece aspirin verilen revire giren herkesin ayağının kayması, filmin de anlatmaya çalıştığı bürokrasi şartlarında orada olan herkesin kaygan zeminde tutunmaya çalıştığına işaret ediyor.

Related Posts

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.