Bahadır Tatlıöz sanatta 10. yılını kutluyor: Artık depresif değil pozitif olacağım

– Bu sene sanatta 10. yılınız. Yarın çıkacak şarkınız “Takmıyorum” da yeni dönemin ilk eseri. 10 yıl size ne kattı?

Değişen dünyada yeni bir üslup, dil, enerji ve sound anlayışım olması gerektiğine karar verdim. Dünyadaki yaşam, hem ekonomik hem sosyo-kültürel olarak zorlaşmaya başladı. İnsanların artık pozitif şeylere ihtiyacı olduğuna inanıyorum. Depresif, kültürel miras ve sosyal sorumluluk projelerinin yoğunluğunda bir 10 yıl geçirdim. Bundan sonra da enerjisi yüksek şarkılarla, edebiyattan ödün vermeden eserler sunmak istiyorum. “Takmıyorum”da “Takvim”e benzer tınılar duyacağız. Duyduğunuzda kolay bir şarkı diyeceksiniz ama içinden 1-2 kelimeyi seçerek dinlediğiniz ya da okuduğunuzda farkı hissedeceksiniz. “Takmıyorum” ile birlikte daha pozitif bir dünyaya geçiyoruz, önümüzdeki bir buçuk sene de böyle ilerleyeceğim.

YENİ ŞARKIDAN BİRKAÇ SÖZ

– Şarkı sözü yazarken metafor sizin için oldukça önemli o zaman…

Enstrümantal bir iş yapmadığımız için söz tabii ki önemli. Sadeliğin içerisinde metaforlar yakalamak istiyorum. “Takmıyorum”un birkaç sözünden size örnek vereyim: “Ellerine kuş gibi konar aşk diye sarasın gelir, Karlarına tuz gibi serpildim de kaymasın gözlerin diye.” Kar, felakete dönüşmesin, diye tuz dökeriz değil mi? Devamında da ben senin karına tuz olayım, senin gözünün, aklının başka bir yere kayma ihtimalini ortadan kaldırayım diyorum. Sadelikten kastım böyle bir şey. Eğri oturup doğru konuşmak lazım, popüler kültürde yüksek müzik değeri yok. Basit düşünülerek yapılan bir tür olduğu için madem müzikte feragata gidiliyor, sözler kıymetli olmalı.

TARZI OLMAYAN BİR ADAMIM

– Tarzınız da sık sık değişti. Kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz?

Tarzı olmayan bir adam olarak anılıyorum. “Takvim”de gençleri hedefledim. Sonra bambaşka tarzda olan “Su Yolunu Bulur”la kültürel mirası anlattım. Bir anda küçüklerin odağından çıktım. O yüzden tarzı olmayan bir adamım. Popüler müzik alanının içerisinde dursam da bir tarzım yok. Ticari olarak bir yanlış ama sanatçı olarak çok büyük bir doğru. Çünkü beni ben yapan şey bu.

– Peki sizi yönetmen koltuğuna ne oturttu?

Parasızlık. Daha önce idealist bir piyanisttim. Geçimimi bile sağlaya-mıyorum. Ailemin ısrarıyla, popüler işlere giriştim. “Yıllar” albümünü yaptım. “Yıllar”a 2012’de klip çekeceğiz, en düşük bütçe bir ev parası. Rahmetli babama “5-6 ay sonra çekelim” dedim. “Neden, nereden bulacağız parayı” diye sorunca “Para bulmayacağız, çekmeyi öğreneceğim” cevabını verdim. Yönetmenliğe dair her şeyi izlemeye, okumaya başladım. Yönetmenlik hikâyem böyle başlamış oldu.

ŞARKILAR HAZIR ALBÜM YOLDA

– Solonuz kadar düetiniz var…

Düetleri çok seviyorum, çünkü orada yazdıklarımın iki kişiye birden yakıştığı duygusu içerisine giriyorum. “Kına” isimli şarkımda 7 ayrı kişiye, 7 ayrı dil ve üslupta şarkı yazdım. Bu yüzden düetleri seviyorum. Artık bir süre solo kariyerime devam edeceğim. Hazırda 7 şarkımı arka arkaya çıkaracağız. Hele bir tanesiyle insanların nostaljik duygusunu kaşıyacağım. Onu küçük bir albüme çevirebilirim.

– Pandemi sizi nasıl etkiledi?

Klasik ama o kadar doğru bir cevabım var buna: Kendimizle hesaplaştık. O kadar boş zamanımız oldu ki hiçbir şey yetiştirmek zorunda olmadığımız, işe gitmediğimiz, yarış içerisinde olmadığımız… Evimde stüdyo olması büyük avantajdı. Fark ettim ki üretimim, fikirlerim değişmeye başladı. Geçen sene babamın kaybıyla da dünyaya ve hayata bakışım değişti. Pandemiden bir ders çıkaramamışsak iflah olmayız demektir.

Related Posts

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.