Ayşe Şasa’nın pek bilinmeyen ‘Şebek Roman’ı

GÜLÇİN DURMAN

“Gezegende, dört çeşit yeni virüs görülmüştü. İkisi deri , biri kas hastalığı, biri de korkunç bir gripti…

Sinüs 3 adlı öldürücü grip. Bulunduğu coğrafi bölgeye doğru yaklaşmaktaydı. Aşı demek, aşı olmak için eczaneye inmek demekti. Ah tembellik, anlık hazlarımızın yoğunlaştırıcısı, ana rahmindeki hayallerimizin güçlendiricisi tembellik.. “Yarın öğleden sonra acaba eczaneye inebilir miyim?” diye düşündü, kendisiyle tembel bedeni bu pazarlığa girişti. “

Bu cümleler, 16 Haziran 2014’de aramızdan ayrılan sinemaçı, yazar Ayşe Şasa’nın pek de bilinmeyen, tanınmayan “Şebek Romanı’ isimli eserinden. Elimdeki kitabın arka kapağında, kitap şöyle tanıtılmış: “Futurolojik bir öykü olan Şebek, 2075 yılında hayali bir toplumda geçiyor.” Kitabı okuduğum ilk günden beri , Ayşe Hanım neden kitabına bilim kurgu ya da distopya demedi sorusu hep aklıma takılmıştır. Neden bunu sormamışım acaba? Sordum da cevabını mı hatırlayamıyorum acaba? İşte, size bir pişmanlık daha!

Şebek RomanınAyşe ŞasanTimaş Yayınların2019n112 sayfa

İki bin üç senesinin mayısında, başladı benim rahmetli Ayşe Şasa hanımla olan telefon arkadaşlığım. Dergah dergisinde yayımlanmış Skylab hikayemi okumuş, beni merak etmiş. Bu ilk telefon görüşmemizden sonra, vefatına kadar devam etti bizim telefon sohbetlerimiz. Bir kere de evinde ziyaret ettim kendisini. Çoğu insanın bildiği üzere Ayşe hanımın Dünyayla irtibatını sağlayan yegane şey telefonuydu.

Şebek Romanı çıktıktan sonra hemen alıp okumuştum. Seneler içinde de pek çok kere bu kitap hakkında konuşmuştuk rahmetliyle. Ne yazıktır ki, konu ne zaman Şebek Romanı’na gelse- genelde hep ben getirirdim oraya mevzuyu- o isteksiz hatta kırgınlıkla bahsederdi kitaptan ve kitabın görmezden gelinmesinden.

ŞEBEK ROMANI PEK OKUNMADI

Çocukluğumdan bu yana bilim kurgu ve distopya meraklısı olduğum için bu tarzdaki eserleri heyecan ve merakla karşılarım. O zaman da Ayşe hanım gibi bir yazarın, entellektüelin bu alanda eser vermesini çok değerli bulmuş, bu yüzden de pek çok kere bahsini açmıştım kitabın. Fakat rahmetli öyle hayal kırıklığına uğramıştı ki, “Anlamadılar Şebek Romanı” deyip dururdu. Neticede onun dediği oldu, ben yanıldım. Ayşe Hanımın ‘Şebek Romanı’ gerçekten de pek de okunmadı.

Şebek Romanı ile ilgili pek çok şey söylenebilir. Mesela türünün belirsizliği. Çünkü giriş kısmında, distopik bir metinle karşı karşıya olduğunuzu sanıyorsunuz. Ancak ilerleyen sayfalarda metnin bambaşka bir mecraya doğru yöneldiğini görüyorsunuz.

Sonra girişte alıntıladığım bu döneme benzer olayların anlatıldığı bölümler var mesela. İşte hemen girişteki salgınlar, depremler, tayfunlar, uzaktan çalışma, göçmenler hatta yüksek kiralara bile değinmiş sevgili Ayşe Şasa.

Şimdi, bir gidip bir gelerek, çatır çatır esneyen bu binada hala oturmasının tek nedeni, burada kiraların gülünç derecede düşük oluşuydu. Herkesin yerdelende yaşadığı bir çağda bir gökdelende barınmakta ısrar edişi, biraz fantezi, biraz da bütçe gereğiydi.

İDEAL ŞEBEK KAFESTE YAŞAR

Gelecek zamanda 2075’de geçen Şebek Romanı’nda her şey, ta 2000 senesinde bir doğal şebeğin bilgisayara ‘Kahve istiyorum’ cümlesini yazdırmasıyla başlıyor. İşte o doğal şebekten , 2075’e kadar uzanan kahramanlıklarla dolu büyük geçitte , kutsal süreç, dört ayrı epistemolojik aşama kaydediliyor.

“Manyak, dostum ben Amadeus” dedi. Manyak Arşimed’in pes tonda, renkli sıcak kahkahası.. “Amadeus ha.. Vay canına hakikaten sağ mısın?

“Kusura bakma” dedi Amadeus..

“Nerdesin?”

“Nerede olurum? Bu … evde..”

“İyi, iyi. Evde otur.. Depremler bir yandan, virüsler yandan, hele bu orangotanlar üç gündür fena azdı. Sıkıyönetim, sokağa çıkma yasağı da getiriyor..”

Kitabın baş kahramanları, bitiremediği teziyle uğraşan melankolik Amadeus, maskot görünümlü bir arif Manyak Arşimed, Ay’da yaşayan astronot Lena, annesinin ihmali, sevgisizliği yüzünden otuz yaşına varmadan akıl hastanesini boylayan Şizoid Re Re, Şizoid’in sevgisiz annesi Şebek Anne, göçmen gündelikçi Fatma.

Bunların haricinde pek çok ünlü isim de romanın sayfalarında beliriyor. Bunlar arasında Freud, Darwin, Marx, Pavlov ilk bakışta gözüme çarpanlar.

Oyunbaz, havai, vurdumduymaz olamadığı için sisteme uyum sağlayamayan Amadeus, bu nedenle tam bir şebek olamaz. Aklın, duyguların parazitlerinden kurutulup da duyumlarını iyi çalıştıramadığı için Muhteşem Şebek İmparatorluğunun bir türlü uyumlu, verimli, başarılı, buluş sahibi bir bireyi olamaz.

Dostu Manyak Arşimed de başka bir alemdir. İdeal şebek kafeste yaşar, cümlesini düstur edinmiş, rasyonel dünyadan vaz geçip kendi ördüğü bir evrene kaçmıştır. Şehrin maskotudur. Hep giydiği turuncu şebek kostümünün kuyruk kısmına çıngıraklar asıp dolaşmaya çıktı mı, bütün çocuklar peşine takılır. On yıldır, Hayvanat Bahçesinde, kendi eliyle yaptığı şebek kafesinde yaşar.Bu onun parlak buluşudur.Günün her saatinde, turuncu şebek giysisiyle kafeste dolaşır, ziyaretçilere fotoğraf için resim verir, resim imzalar, yazılı mesajlara cevap gönderir, çocuklar için oyunlar, sohbetler düzenler.

Şebek Romanı , Ayşe hanımın mizah duygusunu ortaya çıkaran bir eser olmasıyla da önemli bence. Kitap, bugünün dünyasına çok benzeyen, gelecekteki bir dünyada hakikat peşinde koşanları anlatıyor. Bilindiği üzere rahmetli Ayşe Şasa da tutkulu bir arayıcıydı. Tanışıklığımızın ilk dönemlerinde, Skylab isimli hikayemi neden sevdiğini, üzerinden yarım asır geçmesine rağmen neden hala o korkunç dadılarından bahsedip durduğunu bir türlü anlayamazdım. Sonradan kendi yazdıklarıma bakınca çözdüm meseleyi. Arkadaşlığımız süresince benim dışardan soğukluk ve donukluk olarak görünen utangaçlığım gidip de dilim açılınca; hoş sohbetlerimiz oldu. Önceleri, becerebildiğim kadarıyla ben ona teselliler verirdim. Vefatına yakın zamanlarda, bu sefer o beni rahatlatmaya, moral vermeye çalıştı. Nurlar içinde yatsın. Mekanı cennet olsun…

Related Posts

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.